19 Nisan 2009 Pazar

Anlamsız bir yolculuk



Geçtiğimiz haftalarda İzmir'e ailemi ziyaret etmek suretiyle yol alacakken,yolculuk öncesi ritüelimi yerine getirip gazete bayiine daldım...

Puntolar ve kağıdın tek düzeliği nedeniyle kitap okuma seçeneğini hep elemişimdir yolculuklarda,bu yüzden dergi okumak yolun ilk 1-2 saati için bulunmaz bir fırsattı benim için.Hazırcı bir insanımdır,o yüzden dergi silsilesi arasından istediğim şeyi aramak yerine direk satıcıya yöneltirim sorumu,fakat artık her yolculuk öncesi süregelmiş alışverişimizden kaynaklanan göz hafızasından referans alarak,adamın bana attığı tedirgin bakışlar dikkatimi çekti.Bu bakışın anlamını çok iyi biliyordum,ama inanmak istemeyerek bir dogmamı yıktım ve raf raf dizilmiş kağıt yığınları arasında yolculuk ödülümü aramaya başladım.İnanması güçtü,otogara girerken "Acaba kapakta bu ay kim var?" diye aklımı kurcalayan soru,küfürler eşliğinde kara bir endişeye bırakmıştı yerini.Dayanamadım ve sorum:

-Hocam,"Slam" çıkmadı mı daha?

Gözlerini benden çekerek,bir otogar klişesi olan kutu kutu pişmaniyelerinden gözlerini ayırmayarak;

+Maalesef

Bu soruya karşılık en son,geçtiğimiz Ağustos ayında bu cevabı almıştım.O ay da NBA'in ölü sezonu olmasından kaynaklanan ve benim idrak edemediğim bir konuydu,zaten 1 ay sonra çıkan dergi Ağustos-Eylül sayısı olarak adlandırılmıştı.Fakat şimdi,normal sezonun bittiği,eşleşmelerin aşağı yukarı belli olduğu bu sezonun en "sıcak" döneminde bu dergi nasıl olmaz da çıkmazdı?

Kriz diye düşündüm,sonra "Hamdolsun,teğet geçti" diyerek uzaklaştım oralardan.Murat Kosova ve Kaan Kural gibi şövalyeler,gerekirse evini arabasını satar,yine de çıkarırdı bu dergiyi.

Benimle nice yolu paylaşan,tuvalette yeni matbaa kokusuyla alemlere sokan,bana NBA tribinin allahını yaşatan SLAM dergisi Türkiye ayağı bu ay itibariyle kapanmış bulunmakta.Spor dergisi yayıncılığında Galatasaray dergisi ile birlikte en kaliteli bulduğum aylık eserdi kendisi;şu an bu satırları yazarken merhumun çıkan en son sayısının kapağındaki Wade ile bakışıyoruz.Wade daha bir üzgün gözüküyor sanki 1 aydır orda olmasına rağmen.

Tüm Slam Türkiye ailesine yayın hayatı boyunca yaşattığı kaliteli anlar için teşekkür ediyorum.Umarım başka bir vücutta form bulurlar.

Merak edeler için derginin kapanma gerekçesi;

Doğuş İletişim tarafından Mart 2006 tarihinden beri yayınlanmakta olan dünyanın prestijli basketbol dergilerinin başında yer alan SLAM dergisi, Amerika’daki ana yayıncısının yayın periyodunda değişiklik yapmayı gerektiren yeni yayın düzeni nedeniyle Nisan 2009 ayı itibariyle, Türkiye’de yayın hayatına son vermek kararını aldı.

Slam Dergisi’nin lisans sahibi ve yayıncısı Primedia Specialty Group’un, A.B.D.’de Source Interlink adlı medya grubu tarafından satın alınmasını takiben, Slam dergisi, Source Interlink’in yayın politikasına uyum sağlamak amacıyla içerik yönetiminde farklı bir sisteme geçiş yaptı. Bu yeni sistem, Slam’in Türkiye edisyonunun güncel içerikle ay başlarında yayınlanmasını imkânsız kılmıştır. Doğuş Yayın Grubu bu yeni sistem ile, Slam dergisi okurlarının basketbol dünyasındaki güncel gelişmeleri takip etme ihtiyacına zamanında cevap veremeyeceği nedeniyle Slam dergisinin yayın hayatına son vermeyi uygun bulmuştur. Derginin yayın hayatına son verilme sebebinin mevcut global krizle herhangi bir ilgisi yoktur.

14 Nisan 2009 Salı

Kim elendi?



Blog'a aylar sonra dönüş yapmak için böyle bir maçın arşivime kazınması gerekiyordu sanırım.

Chelsea,Liverpool'u eledi elemesine ,fakat bu eşleşmenin bana göre kaybedeni yok.Liverpool bu sezonki sansasyonel Manchester ve Madrid zaferlerinin ardından,2 final 1 şampiyonluk sığdırdığı yıllara rağmen gizli favori olarak takıldığı şampiyonlar liginde Roma biletinin en büyük favorilerinden biri haline gelmişti.Anfield Road'daki 3-1'lik skor Chelsea için kusursuz bir avantajdı fakat karşı takım Liverpool olunca kimse tamamen emin değildi Londra'da turun geleceğinden,son dakikalarda Lampard'ın golünden sonra bile "Aga Liverpool 2 tane daha çakar mı?" diyenimiz çoktu.

Gerrard olsa maçın kaderi ne olurdu bilinmez,kuşkusuz Liverpool skor dezavantajına rağmen daha kontrollü oynardı.Fakat evinde yenilgi bilmeyen bir Chelsea'ye karşı kontrollü olarak 2-3 farklı üstünlük kurmak için yetermiydi bu bilinmez.Çok zevkli bir maç izlediğimiz kesin,Sabri Ugan'ı bile özlediğim ise bariz bu spikerden sonra.

Söz Liverpool'dayken,geçtiğimiz günlerde Hillsborough faciasının 20. yılını geride bıraktık,bayrak adam Gerrard'ın kuzeninin bu faciada henüz 10 yaşındayken öldüğü öğrendim.Gerrard da belki çocukluğunda Everton yerine kırmızılılara gönül verseydi kuzeniyle kaşkolunu,bayrağını donanıp bu maça gidecekti.Seviyoruz seni Gerrard.

30 Kasım 2008 Pazar

Imperatore



D'Antoni ilginç koçtur , 94-97 arası Benetton'ı çalıştırdığı yılların sonuna yetişebildim,Denver macerasını ekipman yetersizliğine bağlayarak Phoenix yıllarını anımsıyorum.
Marbury'nin son saniye üçlüğü ile sondan girdikleri play-offlardaki anısı bol S.A Spurs galibiyeti dışında NBA'deki üst düzey mücadeleye günlüğü 20 ytl'den çalışan figüran misali uzak kalan Phoenix Suns,İtalyanın gelişi ile NBA'e ayrı bir soluk getirdi desek itirazı olan olur mu bilmiyorum.
O günlerde üniversitenin ilk yıllarını yaşıyorduk ve geceleri maç izlemek olmazsa olmazımızdı,Kosova ve Kaan abi de farketmiş olacaktır ki o günlerde NTV ve Nba Tv bol bol Phoenix maçı anlatmaktadır,izlerken tek kurabildiğimiz cümle "Aga bu takım yağ gibi akıyor" olmuştur.
Lakin yıllar yılı contender olacak takım bir türlü finale akamadı ve şampiyonluğu geçtim,NBA finali bile göremeden D'Antoni devrini kapattılar(Shaq pota altında saf meşe odunundan gömme dolap gibi durmayıp biraz eski günlerini hatırlarsa belki biraz arıza çıkarabilirler Lakers'a , yoksa isminde final geçen bir seviyeye gelmeleri artık çok zor ,keza ligin en az top kullanan 2. takımı ve savunmaları da hiç öyle uğruna hızlı hücumdan,istatistiklerden vazgeçilecek durumda değil).

D'Antoni şu günlerde,2010 hesapları yapmakta ve takımda kontratı bitmeye yakın malzemeci bile olsa Crawford gibi bir adamı gözü kapalı uğruna takas edebilecek olan Knicks camiası ile %50 galibiyet oranının üzerine çıkmış ve gayet "akan" bir basketbol oynatmakta.Eğer herhangi bir sistemde bir maçta David Lee 37 sayı atabiliyor,Duhon 22 asist yapabiliyor ise burdan İtalyanı selamlamak gerekir.

New York'un 2010 planlarını artık bilmeyen yok,fakat adamların niyeti bozduklarını düşünüyorum, son hamlelerden sonra ve hedeflerinin tek yıldız değil iki yıldız olduğunu düşünüyorum.Lebron James evinde şam fıstığı yiyerek bu haberlerle testis mi geçiyordur yoksa kafasına yatıyormudur bilemem ama New York'un Lebron'u Cavs gibi tepeye oynayan bir organizasyondan koparmak için elinde Chris Duhon veya Manhattan'dan daha iyi bir kozu olmalı.Bu isimde sanıyorumki bizim İtalyan.



p.s : Foto,D'Antoni'nin yeto yıllarında Olimpia Milano'daki oyunculuk günlerinden.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Ağlama , beni de ağlatacaksın..



Sezon açılış maçı öncesi fiks seramoni yapıldı,şampiyon takım anons edildi,yüzükler parmaklarda yerini aldı,şampiyonluk flaması salona asıldı ve bir önceki sezonun 2 yarı-finalisti karşıya geldi.

Lebron ve arkadaşları Boston'ın tarih kokan salonundan bu coşkulu günde bir galibiyet koparır mıyız acaba diye düşünürken,ağlak kardeşimiz Pierce yine sahnedeydi ve geçen seneki Lebron düellosunda rövanşı vermedi.

Kulislerde geçen senenin aksine şampiyonluk favorisi ibresi biraz batı yakasına kaymış durumda,Boston'ın 3 yıldızının uzun vadeli olmayan bir "tek" şampiyonluk proje takımı olduğu da söylenmiyor değil.Sormak lazım başarının,zaferin kokusunu almış bu profesyonel yıldızlar bu sene hemen 2. plana atılmayı hakediyorlar mı?
Posey kaybı benchi zayıflatabilir ama Posey'nin abartıldığı kadar üstün bir parça olduğunu düşünmeyenlerdenim,bazı maç Powe bazı maç Tony bazı maç ise E.House bench katkısını yeterince verebilecek parçalar.Rondo'nun gelişimi de göz önüne alındığında seneye Pierce'ı tekrar gözü yaş görebiliriz.

Hatta sezon öncesi öngörüsü yapayım utanmadan;
Rondo-MIP
Pierce-Finals Mvp

22 Ekim 2008 Çarşamba

Cuk


Sevmem bu tarz gazeteleri,seven de pek yoktur.Ama güzel tiraj yapıyorlar hani

Gecenin setleri



Villareal 6 : 3 Aalborg
S.Bükreş 3 : 5 O.Lyon
Fenerbahçe 2 : 5 Arsenal

20 Ekim 2008 Pazartesi

Koleston Sarısı



Karizmana hayrandık , naptın saçlarına hocam ya?

Kings Cross'da böyle gezme aman

19 Ekim 2008 Pazar

7 hafta : 2 puan



Premier lig takımları merchandise pazarında sayısız taraftar ürünü opsiyonu ile rakipsizdir şüphesiz...

İşte nostaljik bir Tottenham çalar saati,gayet şık.

J.Ramos her sabah erteliyor alarmı sanırım 5 dakika fazla uyumak için.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Los capataces de Europa



Marca'nın Belçika galibiyeti manşeti...

"Avrupa'nın reisi" olarak adlandırmışlar milli gururlarını , haksız da sayılmazlar.Makine gibi işliyorlar , Avrupa futbolundaki özlenen İspanya yıllar sonra yakalanmış durumda.Bunun Raul'suz bir döneme gelmiş olması içimizi biraz burksa da şu an milli kalibrede en büyük kuşkusuz onlar.

Fakat başlıktaki Capataces'in Türkçe'de tam anlamı Jüri başkanı,heyet başkanı veya reis gibi bir anlam taşıyor.Burda Platini ve Fransız lobisine güzel bir gönderme var.

Sen misin Atletico Madrid'in sahasını kapatan?

Bu arada 2 maçlık saha cezası ertelenmiş durumda , en azından Liverpool maçı Calderon'da oynanacak.Bürokratik olarak Torres'in kanatlandığı yuvasına dönmesi için engel yok gibi gözüküyor Çarşamba günü.Tabi sakatlığı ciddi değil ise.Değilse de pornocu Heitinga işler gibi geliyor.

Estonya

Baltık ülkelerine anlam veremem , ne eski Sovyet esintileri taşırlar ne de komşuları İskandinav ülkeleri gibi renklidirler,biraz hüzünlenirim aslında onlar için. Alman işgalleri , Sovyet egemenlikleri derken en ufak Avrupa keşmekeşinde ilk soluk bu ülkelerde alınmıştır.Siyasi tarihleri gibi sporda da aynı dertten yanarlar...Litvanya'ya basketboldan kredi tanıdım, şimdi gelmiş geçmiş en klas 10 Avrupalı basketbolcuyu say deseler yarısının kütüğünde Litvanya yazar ,hadi buna büyük abisi diyelim Baltığın, Letonya desek Avrupa şampiyonasına bile yükseldi bizim sırtımıza basarak ,bu da küçük enişte desek...Ama Estonya nedir ya? Hani son torbadan Andorra veya Lüksemburg gibi takımlar varken çekmesek olurdu da bir tane yarım yıldızlarını gösterin futbola sundukları , cm'den falan bile olsa olur Tsigalko tarzı.

Resim de Sovyet egemenliğinden önceki ilk Estonya milli takımının plaj hatırası...Gurur duyuyorlardır bugün sanırım.

14 Ekim 2008 Salı

..................

I've been down and
I'm wondering why
These little black clouds
Keep walking around
With me
With me

It wastes time
And I'd rather be high
Think I'll walk me outside
And buy a rainbow smile
But be free
They're all free

So maybe tomorrow
I'll find my way home
So maybe tomorrow
I'll find my way home

I look around at a beautiful life
Been the upperside of down
Been the inside of out
But we breathe
We breathe

I wanna breeze and an open mind
I wanna swim in the ocean
Wanna take my time for me
All me

So maybe tomorrow
I'll find my way home
So maybe tomorrow
I'll find my way home

So maybe tomorrow
I'll find my way home
So maybe tomorrow
I'll find my way home

So maybe tomorrow
I'll find my way home
So maybe tomorrow
I'll find my way home

Stereophonics - Maybe Tomorrow

8 Ekim 2008 Çarşamba

İlk heyecan


Heyecanımız 1 yıl ötelenmiş olsa da...

Sonunda...

7 Ekim 2008 Salı

Dry-Run

Amerikan sporlarında prova yani deyimleriyle Dry-Run turları başladı.

Pre-season ne kadar gerçekçi bir bakış açısı kazandırır bu tartışılır ,fakat sezonun başlamasına 20 gün kala takımların yaz ligi kadrolarıyla bu maçları oynamayacağı da aşikar.Dün akşam 2 maç izledik bu kapsamda;Atlanta Orlando'yu rahat,Minnesota ise Milwaukee'yi daha da rahat geçti.

Alışığız aslında zayıf halkanın favoriyi süpürmesine sezon öncesi maçlarında ama sezon için pek şans tanınmayan Minnesota'nın Milwaukee'yi 38 sayı farkla geçmesi biraz hazımsızlık yapmış olmalı doğuda play-off zorlayacak Bucks açısından.İki takım da tam kadro sahada yer aldı bunu iletmek lazım,aslında Bucks da Ridnour yoktu fakat olsa ne yazardı? Maçta öne çıkan bir isim söylemek zor.Çok heyecan verici ekipler olmadıkları da belli ama sezonun sağlam çaylaklarından Kevin Love izlettirdi kendini, fena da performans göstermedi,Big Al ile iyi ilkili olurlar gibi.

Gecenin diğer maçında Atlanta ,Orlando'dan daha takım gibi duran taraftı,Dooling'i Evans'ı bu takımın idealleri doğrultusunda görmeyen ve gitmelerinden memnun olan Orlando'luları bu sene Pietrus gibi bir karın ağrısı bekliyor burdan söylenmiş olsun.Hidayet'ten ziyade Lewis'ın öne çıkacağı bir sezon olacak hissi var içimde,Lewis dün bu enerjiyi fazlasıyla verdi.Magic'in totalde 4 hücum reboundı biraz alarm veriyor aslında,zaten takımın yegane pota altı oyuncusu Howard, Al Horford'a 3 hücum reboundı hediye etti ve kendisi de 5 rebound da kaldı,neyseki 8 blokla açığını bir yerden dengeledi,ama pota altındaki yalnızlığı yüzünden okunuyor.Orlando da işler bu sene geri vitese geçebilir.

Bu gece ise daha çok maç var,ilgili olduğum karşılaşma Portland-Sacramento arasında olacak.Oden'ı ilk kez spotlar altında izlemek gayet cazip üstelik pre-season için güzel bir maç seçimi olmuş sezona pek bir beklentiyle girmeyen Kings maçı.Kafamda çok soru işareti var aslında sezon öncesi ve bu dry-run turları belki bir ölçüde en azından ufak bir prezentasyon olabilir kendi açımdan.Oden'ın beklenilen dominantlığı,Lamarcus ile uyumu,Rudy Fernandez'in 25+ dakika alıp alamayacağı,Steve Blake'in takımı istenilen düzeyde yönetememesi halinde Bayless'ın o pozisyondaki yaratcılığı,kısa forvet pozisyonu için Webster-Outlaw ikilisinden hangisinin üzerinde duruluacağı ve arka plana itilenin hangi paketle bir takas kozu olacağı vs. vs. sorular bitmiyor kafada.Şimdilik bu düşünceleri dağıtmak açısından bu gece temiz bir galibiyet yakışır derim.

Sacramento cephesi ise aynı tas aynı hamam.Artest'in gidişinden negatif veya pozitif etkileneceklerini düşünmüyorum,geçen senenin 2-3 galibiyet üstünde veya altında bitirirler.Bu takım ile ilgili heyecan yaratacak tek adam Kevin Martin.Gözüm bu adamın üzerinde olacak fantasy kadrom için iyi bir seçim olduğunu şimdiden kanıtlamaya başlasa güzel olur,keza bireysel bir istatistik sıçraması bekliyorum kendisinden.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Sin Piedad

"Sin piedad" yani bizdeki karşılığı ile;"merhametsiz"...

Marca'nın gece manşeti,kimin merhametinden (veya merhametsizliğinden) söz ettiğini belirtmeye gerek yok sanırım.

Shaun Livingston


Gün itibariyle Livingston Miami Heat ile 2 yıllık anlaştı.

Lige gelirken Magic'ten beri ligin en over-size oyun kurucusu olduğu ve bu doğrultuda gelişimini sürdürürse Nba'e damga vuracak isimlerden olacağı söylendi durdu.

Ama o sakatlıklarla boğuşarak geçirdi güzel gençlik yıllarını,şimdi Miami'de bu gelişim sürer mi? Hiç sanmıyorum.Fakat Miami gibi önüne gelen oyun kurucuya saldıran bir ekip için Tinsley'den sonraki en iyi tercihti yinede.

Foto Nba'in 2k games serileri için modelleme çalışmalarından,göründüğü üzere atletik yetenekleri üst düzey oyuncuları oyunda kullanılacak oyuncular için model olarak kullanıyorlar.Diz sakatlığından sonra Shaun bu atletizmi ne kadar yansıtır,işte orası meçhul.

3 Ekim 2008 Cuma

Filmi gelir mi acaba?


Batman'di,Hellboy'du derken DC ve ailesinin güzel uyarlamaları karşımıza çıktı son aylarda...Valla olsa fena da olmaz sanki,ama yinede yok artık!

2 Ekim 2008 Perşembe

1 Ekim 2008 Çarşamba

Koltuk Sevdası


Nba tutkunuzu sadece maç izleyerek ,bir gece önceki maç skorlarına bakarak sınırlandıranlardan çok ;istatistik,rekorlar ve tüm zamanların oyuncularıya kafayı sıyırarak yaşayanlardansanız, izlemiş olun veya olmayın Kevin Johnson'ın adının sıklıkla Nba rekorları kitaplarında Isiah Thomas,Magic Johson ve Oscar Robertson gibi isimlerin yanında yer aldığını bilirsiniz.

Üstte saydığım isimler kadar ses getirememiş olsa da,Kevin Johnson oynadığı dönemin en istikrarlı yıldızlarının başında gelir.Geçmişte bu adamı izlemiş olup,biraz sayfaları karıştırdığımda bu adam ne ara kırdı bu rekorları dedim.Rekorlarının bazısından söz etmek gerekirse;

Magic ve İsiah ile beraber bir sezonda 20.0 sayı ve 12.0 asist ortalamasına ulaşmış tek oyuncudur kendisi.(Buna Paul de bu sene çok yaklaştı ama küsüratlarda takıldı)

Oscar Robertson(Gerçi bu adamın sahip olmadığı rekor var mı bilmiyorum) ve Isiah ile beraber 3 sezon üstüste 20.0 sayı ve 10.0 asist ortalaması tutturan (en az) tek oyuncu.

Ve kendisi bir sezonda 20.0 sayı 10.0 asist ve .500 saha içi isabeti yakalayan tek oyuncudur tarihte.(Nash de buna yaklaşmıştı)

İstatistik zırvaladıktan sonra kısa bir geçmişe dönüşün sonunu getirip,sadede gelelim.Kevin Johnson Kasım'da yapılacak yerel seçimlerde Sacramento belediye başkanlığı için adaylığını pekiştirmiş durumda.İlk tur oylamasında 8 aday içinde birinci olarak,en yakın rakibiyle birlikte Kasım'da belediye başkanlığı mücadelesi verecek.
Kazanması durumunda ise Sacramento'nun ilk afro-amerikan başkanı olacak efendim kendisi.Kaliforniya mıntıkasının ünlü yüzlere ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtı gibi birşey bu seçimler.

Seviyorum spor emeklilerinin bu tarz hamlelerini.Umarım olur.

30 Eylül 2008 Salı

Günün Anlamı


Bu saate kadar herkesin bayramının kutlandığını varsayarak günün bir diğer anlam ve önemine değinmek istiyorum.

Bugün Nba'in media day photos adındaki ,sezon öncesi takımların yıldızlarının kadraja bakıp sırıtmak suretiyle basına tanıtıldığı fotoğrafların ,yetkili sitede tanıtıldığı bir organizasyona tanık olduk.

Dikkatimi çeken doğudan 14,batıdan ise 23 stüdyo fotoğrafı içeriyor bu galeri ve Dallas,Houston,Philadelphia,Milwaukee;Detroit ve birkaç takımın daha stüdyo fotoğrafları bulunmamakta,bazı takımlar ise galeride kendilerine 2 hatta 3 fotoğraf ile yer bulmuş ilginç.
Galerileri gezerken bu sezon acaba Portland'dan kim olacak diye düşünürken,bazı takımların olmadığını farkederek umutla ve bir o kadar karamsarlıkla teker teker ilerliyordum galeride ki merakım büyük bir tatminkarlıkla son buldu.Resim zaten başlığın hemen altında.Galerideki en güzel resim desem taraftarlığa mı girer ,yoksa objektif bir karar mı olur.Bu tartışmaya açık işte.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Zayıf Halkalar


Euro 2008'i geride bıraktık,bizim için hoş bir turnuva olmadı dersek büyük ihtimal dayak yeriz.Gayet nasiplendik ülke olarak.

Şu an bir sonraki Avrupa şampiyonası olan Ukrayna-Polonya ortaklığında gerçekleşecek 2012 turnuvasının tartışmaları başlamış durumda.Bu ülkelerde stadyum,lojistik ve konaklama olarak pek bir gelişmenin olmadığını görmüş olacak ki Uefa,bugün bir uyarı yayınladı.Yeterli yatırımın yapılmaması halinde turnuvanın ev sahipliğinin el değiştirebileceği söylendi.Böyle bir olasılıkta son yıllarda büyük bir turnuvaya ev sahipliği yapmış ülkelerin şansı yükselir.İhtimaller arasında tesis ve potansiyel açısından en uygunu Almanya gibi duruyor.Ama bunlar düşünülecek ikinci hatta üçüncü ihtimaller olmalı tabiiki.

Polonya ve Ukrayna için büyük bir şans aslında bu turnuva , keza 1976'daki Yugoslavya ev sahipliğinde yapılan Avrupa şampiyonası dışında,ne bir Dünya Kupası ne de bir Avrupa şampiyonası eski adıyla andığımız sıfatlarıyla bir doğu bloğu ülkesinde yapılmamış.Bu sporun endüstriyel düzeni ve Marksizm kapitalizmine giderek yaklaştığı şu yıllarda büyük bir turnuvanın yüzünün bu ülkeler olması gayet önemliydi.Afrika'da bir Dünya kupası ve doğu bloğunda bir Avrupa şampiyonası...Fakat her iki turnuvanın ev sahibi de sürekli sorumlular tarafından yavaş çalışma prensipleri yüzünden uyarılıyor.Umarım bu ülkelerin lobiler;Platini,Beckenbauer gibi esas oğlanların borusunun öttüğü bir düzende zayıf halka olmaktan ileri gidebilirler de,biz de umutlanırız bir ev sahipliği için.